3 Ağustos 2012 Cuma





Tanrı'yla tanıştım.
Cennet bembeyazdı.
Yanına yaklaştım.
Üzerinde adımın yazılı olduğu dosyayı bana uzattı.
Hakkımda şunlar yazılıydı:

Kurtulanları Koruma Programı'nın 78 numaralı kaydı, şimdiye kadar sevdiği herkesi ve hayatının anlamı olan herşeyi kaybetti.
Çok yorgun ve çoğunlukla uyukluyor.
İçkiye başladı.
İştahı yok.
Ve haftalardır tıraş olmadı.


Hakkımda herşeyi biliyordu.
Ödevine iyi çalışmış.

On yıl önce çalışkan ve iyi kalpli bir insandı.Yapmak istediği tek şey cennete gitmekti.Ama bugün dünyada uğruna çalıştığı herşey kayboldu.Dışsal kural ve denetimlerin hepsini yitirdi.
Kendini dünyevi olan herşeyden soyutladı.
Aşk, sevgi, sadakat, saygı, huzur, şiddet, acı ve mutluluktan kendini ayıkladı.

Buna karşılık, artık herşeyin mümkün olabileceği fikri kafasına yeni yeni dank ediyor.
Artık herşeyi istiyor.


Tanrı'ya dönüyorum ve benim hakkımda gerçekten böyle düşünüp düşünmediğini, eğer benden hoşlanmıyorsa bunun çok gerekli olmadığını söylüyorum.

Dosyayı kapatıp diğerlerinin arasına koyuyorum.

''Neden?'' diye soruyor.
Neden bu kadar çok problem çıkartmıştım.
Kurtarıcılık vazifemi ve minik misyonumu yerine getirememiştim.
Tanrı muhtemelen benden nefret ediyor.

''Dış dünya...'' diyorum...
''Boğaz tokluğuna ölümüne çalışırlarsa bir ruh kazanabileceklerine inanarak yetiştirilmiş, hizmetçilik, bahçıvanlık, bulaşıkçılık ve boyacılık yapan, dürüst küçük inançlı insanlardan geçilmiyor''

Tanrı ile göz temasını kesmiyorum.
Devam ediyorum:

''Din adamlarının doktrinine göre en onurlu davranış biçimi sadece işini yapmak ve günde alnını beş kere yere değdirmek karşılığında para ve erzak yardımı yapılan insanlara en fazla parayı kazandıracak şekilde uzun yaşamayı ümit etmekti.''

''Hayatımızın geri kalanı ise çekilecek bir çileden ibaretti.''

''Başka insanların yataklarını yaparak, başka insanların bebeklerine bakarak geçireceğimiz bir hayat.Başka insanlar için yemek pişireceğimiz bir hayat.''

''Tanrı'nın en saf çocukları, kendi elleriyle kendilerini Tanrı'ya teslim etmek zorunda kalacaklar.''

Masasında oturup not tutan Tanrı'ya bakıyorum.
Şöyle diyor:

''En kötü anda bile iyi olabileceğinizi öğrettim.Belanın ilk eşiğinde pes ettin.''

''O kadar çok şey öğrenmiştim ki, düşünecek vaktim kalmamıştı.Hergün bir yabancının pisliğini temizleyerek geçen bir hayatın nasıl olacağını hiçbirimiz düşünmemiştik.Bütün gün bulaşık yıkamak.Bir yabancının çocuğunu beslemek.
Çimleri biçmek.
Bütün gün evleri boyamak.
Her sene nevresim takımlarını ütülemek.''

Afrika'daki aç insanlar geliyor aklıma.
Onlar benim problemim değil diyorum.
Onların acısı, benim acım değil.
Birşeyler yapması gerekenin ben olduğumu zannetmiyorum.

Şiddeti ve cezalandırılmayı düşünüyorum.
Fedakarlığı düşünüyorum.

''Tanrıları onları eve çağırıyor diye hep birlikte intihar eden Ortabatı'daki o aptal insanlar gibi görünmek istemiyorum.''

Ahşap masasının ardında duran Tanrı'ya bakıyorum.
Herşeyi yanlış anlamıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder