6 Şubat 2017 Pazartesi

Cennet Vaadi ve Cehennem Korkusu ile Ahlaklı Olmak


Avrupa'da, doğum günlerinde küçük çocuklar hayvan parklarına götürülüp, eğlence amacıyla kaplumbağaların üzerine bindirilir.
Kaplumbağa ağır bir hayvandır, pek az hareket eder.
Kaplumbağayı hareket ettirebilmek için uzun bir çubuğun ucuna bir havuç bağlayıp, başının üzerinden sarkıtırlar.

Kaplumbağa havucu yakalamak için hareket eder, ancak havuç da onunla beraber gitmektedir.
Böylece, içeriden olmayan motivasyonu dışarıdan sağlayan küçük çocuk, kaplumbağayı emelleri doğrultusunda kullanabilir.

Yani demem o ki, cennet ve cehennemin amacı, ahlak ve erdem gibi vasıfları olmayan insanlara (bazılarınızı tenzih ederim.), dışarıdan havuç tutmaktır.
Kaplumbağa gibi havuca doğru giderler hep, ama havuç da onlarla beraber gitmektedir.

Hayatın Amacı


 Otomatik alternatif metin yok.

Ölüm korkusu desenize siz şuna.
Yok olmayı kabul edemeyen, sonunda bir hayvanın bağrında dışkı olmayı kendine yakıştıramayan insan egosunun, öte bir dünya hayali ile ölüm fikrinden duyduğu panik...
Yaşıyor, yiyor, içiyor, sevişiyor, sonra bitmesin istiyor, tamamladığı bir hayat karşılığında başka bir hayat daha hakettiğini düşünüyor.

Hayvanlar öyle mi?
Geziyor, zıplıyor, uçuyor, şen ve evgin, yüzsem mi koşsam mı , e şuraya uzanayım bari halleri...
Hayvanlar yok olacaklarını bilmiyorlar ve oldukça neşeliler.

Evrim Teorisi


 Otomatik alternatif metin yok.

Bu teorinin geçerliliğini eleştirenlerin söylediği şey genelde şudur: ''bir canlı, bir kum tanesi veya bir protein kendiliğinden oluşabilir mi?''

Bir proteinin kendiliğinden oluşması ihtimalinin yüzde bilmem kaç olduğundan bahsederler. hatta imkansız derler.
Buraya dikkat! İmkansız!

Ha proteinin kendiliğinden oluşmasını olağanüstü, doğaya aykırı buluyorsun, ama yerin ve göğün birbirinden ayrılması, gökteki ayın ikiye bölünüp hira dağına düşmesi felan sana normal geliyor, öyle mi?

Tanrı, hikayeye göre, Adem uykudayken, o'nun kaburgasından bir parça alıp Havva'yı yaratmış.
Buyur, bunun biyoloji ile uzaktan yakından alakası var mı?

Nasıl oluyor da konu protein olunca olaya bilimsel yaklaşıyorsun, mevzu yaradılışa gelince olağanüstülüklerden bahsediyorsun?
Tutarlı olmak lazım.

Filozof


Otomatik alternatif metin yok.
 
Büyük yanıtlara giden yolu birçoğumuz gibi el yordamıyla buldukları gerçeğini gizlemeye çalışır, Vardıkları sonuca nasıl vardıklarını anlatırken kırk takla atıp, elli laf uydururlar. Ama aslında onlar da esas olarak tıpkı bizim gibi en başta sezgilerine güvenirler. Ama sezdikleriyle eşleşecek mükemmel bir felsefe yaratmak istediklerinden, yalnızca sezgilerinin söylediği şeyleri destekleyen seçmece kanıtları bize sunarlar, diğerlerini görmezden gelirler. Ucuz numara anlayacağın.

Kanıt

 
Otomatik alternatif metin yok.
 
Aklın kavrayabildiği herşey, izah edilebilir. mantıki önermelerden türetip de kendimi ikna edebildiğim her türlü şey için bi başkasını da ikna edememem için bir engel yok.

İnsanlar, kavrayamadıklarının farkında oldukları olaylarla karşılaştıklarında, sandığınız şekilde cahilliklerinin bilinci içinde çırpınmazlar. Gerçekte irrasyonel olan bir görüş veya karar için, kendilerine rasyonel gözüken nedenler uydurmaya başlarlar. Bu süreçte kanıtlar, rasyonel bir devinim için olası bir temel olarak kabul edilir.

Yani kanıt diye öne sürülen şey, aslında tek bir kemiğe bakarak, nesli tükenmiş bir hayvanın iskeletini zihinde canlandırmak gibi yeterince anlaşılmış bir parçayı ele alıp, ondan bütünün anlaşılacağına inanmaktır.

Peygamberler


Otomatik alternatif metin yok.

Uçlarda yaşayan insanlardır.
Sıradan bir peygambere kimse inanmaz.
Bir peygamber, diğer tüm insanlardan farklı olmalıdır, onların yapamadıklarını yapmalıdır. 
Onların başarısız olduğu tüm alanlarda sonuna kadar gidebilmelidir.
Hiçkimse, bir zavallının peşine takılmaz.

Aşk


Otomatik alternatif metin yok.

Şu hayattaki en anlamsız şeylerden biri.
Zaten yaşamın bir anlamı yok, siz bu yetmezmiş gibi kalkıp kendinizden çok birine değer veriyorsunuz. Ona bağlanıp, koşulsuzca seviyorsunuz. Hayatlarımızdaki en büyük acizlik bu olmalı. Gerçekten saf ve temiz sevgi var mıdır? Karşımızdaki insanı gerçekten sevebileceğimizi düşünmek delilik. Nietzsche'nin de dile getirdiği gibi, sevgi halindeyken partnerinizle değil, bizzatihi kendinizle dolusunuz dostlarım. Partnerinize değil, kendinize sarılır, bununla kuşatırsınız kendinizi.

Sokrates


sokrates ile ilgili görsel sonucu

Sokrates varlıklı bir ailenin oğluydu ve mal varlığına önem vermediğini söylerdi.

Neden biliyor musun, çünkü sıkılmıştı.
Çünkü ne kadar zengin olursan ol yine birşeylere göre fakir kalacaksın.
Aslında senin fakirlik diye adını koyduğun, sürekli birşeylerin eksikliğini hissetmeye olan karşı konulamaz zaafındır.
Fakirlik, az şeye sahip olmak değildir.
Çok şeyi arzulamaktır.

Eğer sokrates herşeyi satın alabilseydi, kendisinin tanrı olduğuna inanabilirdi ve tanrı olmak sıkıcıydı. Bu yüzden mal varlığının içinde, yalınayak dolaşmayı tercih etti, köle olmayı istedi.
Ayakkabısız sokrates, aptal sokrates.

Olumlu Düşünme Çekim Yasası

Otomatik alternatif metin yok. 
Bu gibi gereksiz konular olmasa; şu aktivistler, elitistler, şirket çalışanları, şefler, müdürler, iş adamları seminerlerde gaz verici slayt gösterilerinden evvel ne anlatacaklar kaygılanıyorum. Neymiş, olumlu düşününce işler yolunda gidiyormuş.
Sadece isteyerek ve yeteri kadar odaklanarak, elde edemeyeceğim hiçbirşey yokmuş. Tek yapmam gereken doğru frekansları iletebilmekmiş. Hepsi bu.

Basbaya dalga geçiyorsunuz.
Fiziksel bir gerçekliği alıp, içine metafiziksel bir yorum katarak yasa haline getirmişler.
Tam bir entel muhabbeti.
Gözlerimizi kapatıp, içimizdeki enerjiye yoğunlaşarak, parlak bir ışık demeti saçalım etrafa. Herşey enerjidir. Yoğunlaşalım ve içimizdeki gücü keşfedip, onu kontrol etmeye çalışalım. Çakralarımızı açalım ve iyileştirici ışık topumuzla beraber uzuvlarımızda bir yolculuğa çıkalım.

Gereksiz Bir Bilgi

Otomatik alternatif metin yok.

Neden latin alfabesinde ve benzer alfabelerde küçük ve büyük olmak üzere iki tür harf grubu kullanılıyor? Bunlardan sadece biri bütün derdimizi anlatmak için yeterliyken neden ikinci bir gruba ihtiyaç duyulmuş?

Tarihçiler, önceleri yalnızca büyük harflerin var olduğunu söylüyor.
Zaten yüzyıllar evvel toplumların yalnızca çok ufak bir elit kesmi okuma ve yazma biliyordu. Bunun en önemli sebeplerinden biri de elverişli bir yazım teknolojisinin olmamasıydı (hoş, günümüz teknolojisinin ulaştığı konuma rağmen okuyan insan sayısı bir elin parmağını zor geçer).

İlk alfabelerin tamamıyla büyük harflerden oluştuğu söyleniyor. Ve en eski yazıtların birçoğu eşit aralıklarda sıralanmış büyük harflerden oluşmaktaymış. Taş üzerine yazı yazmak zor ve oldukça vakit alan bir iş. Bütün harfleri aynı yükseklikte olan tek bir tür alfabeye sahip olmak, yazıtların daha istikrarlı bir görünüşe sahip olmasını sağladığı için tercih edilmekteymiş.

Tabi zamanla papirüs, kağıt, grafit, mürekkep, tüy kalem, fırça, tükenmez kalem icat edilince yazmak daha erişilebilir, daha kolay ve daha hızlı bir hal almış. Fakat zamanla hem yazım sürelerini kısaltmak hem de yazıların daha az yer kaplamasını sağlamak maksadıyla küçük harfler kullanılmaya başlanmış.

Yazarlar, önceleri küçük veya büyük harfleri bir arada kullanmamışlar. zamanla bu da değişmiş. Günümüzde, bildiğiniz gibi özel yazım kuralları haricinde (başlıklar, özel adlar, cümle başlangıçları) büyük harfler pek sık kullanılmıyor. Eskiden kalma alışkanlığımız hala devam etmekte ve çoğunlukla küçük harfleri kullanmaktayız. Tabi, büyük ve küçük harf ayrımı olmayan bazı batı ve asya kökenli diller günümüzde hala mevcut.

Ölümden Sonra Hayat

Otomatik alternatif metin yok.

Birçok inanç, öldükten sonra yaşam ve yeniden vücut bulma düşüncesi üzerinedir.
Nedeni basit, insan öylece ölmeyi kabullenemez. Henüz varlığının ardındaki gizemi çözememiş bir varlığın, yokluktan beklentisini düşünsene? Yaşadığı bu koca hayatın yalnızca görünenden ibaret olması fikri ona kafayı yedirtir.

Ben, yaptığımız her hareketin ardında bir anlam kovaladığımız şu hayatta, en büyük anlamsızlığın kendi hayatımız olduğunu kabullendim. Yaşayacağız ve öylece öleceğiz. Yeşil çizgi düz olacak. Bunca çaba hiçbirşeye değmeyecek. Günün birinde oksijen ve kan sirkülasyonumuz duracak ve vücudumuz hızlı bir yıkıma girecek. Sonra toprağın altında, doğanın döngüsüne ufak bir katkımız olacak, asla yok olmayacağız, Belki bir yaban gülünün dibinde biteceğiz, belki vücut sıvımız atmosfere yükselip adriyatik denizi çizmesinde bir kanyon ormanına sağanak olarak yağacak, belki de bir enerji olarak döngüye katılacağız.

İyiliğin Temelinde Dinlerin Yattığını Düşünmek



''Ben müslümanım, benim iyilik yapmamda bir mantık vardır.'' diye düşünüp topu bir başkasına atıyorsunuz ama size de neden iyilik yapmanız gerektiğinden bahsedilmemiş. Biliyor musunuz? Hayır... Tek bildiğiniz iyilik yapmanın sonucunun ödül, kötülük yapmanın sonucunun ise cezalandırma olduğu. Var mı mantıklı bir izahı dinlerde iyiliğin, tamam yapalım da neden? Neden şu köşedeki bankta oturan adamı evire çevire dövemiyorum, keyif alacağım halde?

Dinlerdeki iyi kötü tasvirini geçelim bir kere, yok şeytan tanrıyla iddalaşmış da, secde etmediği için kovulmuş, sonra büyük birader şapkadan tavşan çıkartmış.
Bu mu iyiliğin tanımı?

Oysa din ile alakası yoktur ahlak denen şeyin, dinden daha eskidir. (Richard Dawkins'e göre ahlakın temeli memlere dayanır.) Ben ''yerde gördüğünüz cüzdanı sahibine verin.'' diye öğütleyen bir ayet veya hadis bilmiyorum. ''otobüste yaşlı amcalara yer verin'', ''yaşlı teyzelerin bim poşetlerini durağa kadar taşıyın'' diye ayetler de yok, ama bunları yapıyorsunuz, çünkü birlikte yaşadıkça daha huzurlu bir ortam oluşması için bazı toplumsal kurallar koymak gerekiyor.

Benim sadece söylediğim şey şu; iyi ve kötü kavramları yaşanmışlıklara dayanır.
Tamamen maddesel bir bedende, fiziksel ve psikolojik acıya sebep olan şeyler kişiye kötü görünür ve aynı kişi bu durumları bir başkası üzerinde bir cezalandırma biçimi olarak kullanır. İşte bu kötülüktür. Bedensel olduğu kadar zihinseldir ve unutulmaz. Empati anlayacağınız.

Neden Kendi Irkımızın Başka Irklardan Üstün Olduğuna İnanıyoruz?



Otomatik alternatif metin yok.
 

Türklük, sahip çıkılacak bir olgu ama diğer ulusların üzerinde övülüp, yüceltilecek bir yanı yok. Çünkü ne Türk olmak, ne Kürt olmak, ne Rus olmak, ne Alman olmak bir ayrıcalığı, üstünlüğü veya farklı bir mutluluğu temsil etmiyor. Herkes bir ve eşit.

"Ne mutlu Türküm diyene."

Savaş döneminde her liderin yaptığı gibi Atatürk'ün de halkı kenetlemek için söylemiş olduğu bir söz. Bu sözler o zamanın şartlarında geçerliliği olan sözlerdi. Şimdi ise tek bir kimliği yüceltip, diğer ırkları aşağı gören ırkçı bir anlam taşıyor. O zamanlar normaldi, şimdi değil. Ülke her yandan işgal altındayken, insanlar sefalet içinde giyecek ayakkabı bile bulamazken, onları mücadeleye teşvik etmek için bir yol gerek. ama elde verecek hiç birşey yok. Ne yapmalı? Bütün bir ulusu savaşa hazırlamak için bundan daha fazlası gerekli. Herkesin paylaşabileceği ortak hisler yaratmalı, böylece halkı birlik ve beraberliğe kenetlemeli. 275 kiloluk mermiyi kaldıran, Kordonboyu'nda ilk kurşunu sıkan kahramanlar gerekli. Bütün bu kahramanlık hikayeleri ve ulusçu söylemler, halka öz güven kazandırmak için değil miydi? Genç kızlar Binbaşı Ayşe'yi örnek almasa, erkek çocukları Yörük Ali'yi örnek almasa nasıl bir birlik olarak mücadele edecekler?

Atatürk'ün Türkçülük ideolojisini yaymasının sebebi budur, isteyen başka bir şeye inanabilir, ama türkçülük bir felsefe değildir. Çünkü mutlu olmakla, ait olunan ırk arasında bir bağlantı göremiyorum. Bence Atatürk de bunun farkında olacak kadar geniş düşünebilen bir insandı. Ben, o dönemde toplumun buna ihtiyacı olduğundan bahsediyorum. Krize giren bir hastaya uyuşturucu verildi diyorum. Ama şimdi, onun bağımlısı oldu ve kurtulamıyor. Irkçılık, ancak insanlığın orta çağ dönemine ait olabilecek bir fikirdir, oraya yakışır. İnsan, bir varlık olarak ırkların, dillerin, dinlerin ve biyolojik etmenlerin çok ötesinde, özgür bir varlıktır.

Türk olmak bir ayrıcalık değildir. Bütün güzel ahlak, erdem ve faziletler yalnızca Türklerde yoktur. Lise tarih kitapları saçmalıklarını aşın artık. Dünyada saf ırk diye bir şey yoktur. Her insan, hem biyolojik hem kültürel, hem de zihinsel açıdan tüm ırkların ve ulusların ortak birer ürünüdür.

Savaşların her döneminde vardı bunlar.
Her Rus genci Vasili kadar iyi bir keskin nişancı olmak istemedi mi?
18. yüzyıl Fransa'sında; bir şövalye nişanı, kurdele parçası için insanlar hayatlarını feda etmedi mi?
Bütün bunlar milliyetçi duyguların körüklediği kahramanlıklardı.