Birilerini arıyorum. Dediklerimi anlayabilecek birilerini arıyorum. Tam anlamıyla anlamasa bile merak duyacak birilerini arıyorum. Merak etmese bile karşı çıkışlar yapabilecek cesarette birilerini arıyorum.
Tanrı, net olarak yoktur. İnsanın kendisi aslında Tanrıydı, fakat açığa çıkartmayı baraşamadığı benliği
derinlerde kaldı, içindeki gücü başka bir figüre yükledi. Tanrıyken bir
başkasını da Tanrı gibi görmek durumundaydık. Birer Tanrı olarak gördüğümüz anne ve
ardından baba gücü elinde bulundurarak, bunu ufak ufak kırılmalarla
bizden aldı. En son noktada bu güç kişilerle bağlantısız bir hale geldi
ve toplumun içinde kafamızdaki Tanrıyla başbaşa kaldık. Artık kimsenin
inancını sorgulamıyoruz, kendimizinkini de sorgulattırmıyoruz. Süreç
bitmiştir, artık ölüyüz.
Aşk, iki insanın yakınlaşması, hakkını vererek yaşaması bu dünyadaki
en zor iştir. Çünkü benlik kayıptır. Benlik kaybolduğu için benliğin çok
önemli bir temsilcisi olan bedenimize uzağız. Uzak olduğun bir
bedenden zevk alamazsın. Alıyormuş gibi yaparsın. İşin içine sadistik
öğeleri sokarsın. İşin içine "güç" karıştırmak zorunda kalırsın. Kafan
rahat değildir, iç sesler, iç sorular, iç çaresizlikler bir türlü susmaz. Susması için söylediklerimi yapmak durumunda kalırsın. Sorunlu olduğun
için, seçtiğin partner de sorunludur.
İnsan, hayat karşısında deliremediği için, yapa yalnız kalamadığı
için, içindeki yoğun duygularla başa çıkamadığı için, cennetini
kaybettiği için, dışarıdan sunulan hayatı yaşar. Kendi çocukluğunu yeniden var edebilmek için çocuk yapar. Sonra ilk
paragrafta anlattığım sistem üzerinden çocuğunun Tanrısı olur ve bu
güçle yine onu yabancılaştırır. Sonra o çocuk da aynı yoldan geçer.
Bunlar hiç bitmez.
Bebekler ve çocuklar, özünde herşeye sahiptir. Bilmedikleri hiç bir şey
yoktur. Hayata atılmaları için hiç bir sebep yoktur. Yaşamın anlamına
hepimizden daha yakındırlar. Ama bizler onları tam aksi şekilde
zannettiğimiz için, hayatı anlatırız. Tek yapılması gereken hayata dair
bildiğimiz herşeyi unutup çocuğun karşısına geçmektir. Ona sorular
sormaktır. İşinizi okulunuzu arkadaşlarınızı neyiniz varsa her şeyi
bırakın ve çocuklara kulak verin.
Son olarak kadınlar üzerine bir kaç şey söyleyeyim. Nasıl Tanrı
üzerinden dönen büyük bir yalan varsa, kadın üzerinden de dönen büyük bir
yalan vardır. Kadın Tanrılaştırılmıştır. Kadının yarattığı etki, aşırı
görkemli bir seviyeye çıkmıştır. Görüntünün yarattığı etki, benliğin
gerçek seslerini katletmiştir. Kadın bu yüzden sadece görüntüsüne önem
vermiştir. Bu yüzden görüntülere dayalı bir hayat yaşamaktayız. İstisna
kadınlar her zaman olacaktır, ben genel "kadınlık" üzerine konuşuyorum.
Kadınların özünde "çocuk yapmak" ya da "çocuk bakmak" ya da "duygusal
olmak", "duygusal hareket etmek" gibi bir dürtü falan yok. Hatta çoğu
kadın aşırı derecede duygusuzdur. Bu duygusuz kadın öyle güzel
maskelenmiştir ki, hayatımızı katleden şeyin annemiz olduğunu bilmeyiz.
Çünkü bir annelik sorgulanmaz, çünkü annenin duygusallığı sorgulanmaz,
onun haricinde herşey sorgulanır. Hayatınızı anneniz katletti, her
kadının otomatik olarak ince, duygusal varlıklar olduğunu düşündünüz ama
yine gidip duygusuz bir kadına kapılacaksınız. Çünkü bu yanlışı
içselleştirdiniz, onun katliamını artık seksilik olarak algılıyorsunuz.
Kadınlar konusunda çok daha acı ve hayati şeyler var ancak şimdilik bu
kadarı yeterli.