İlişkiler ve sosyal psikoloji üzerine çalışmalarda bulunan Eli Finkel'in son söyleşisinde oldukça güzel tespitler vardı. Finkel'e göre, 1850'ye dek insanların evlenmesinin ardındaki psikolojik motivasyon Maslow'un gereksinimler hiyerarşisinde yukarı tırmanma durumuydu.
Önceleri insanlar evlenirdi, çünkü evlenmek yiyecek ve barınma güvencesi sağlardı. Yani yoldaşlık bir emtiaydı. Sonra insanlar evlenmeye devam etti, çünkü evlenmek sosyal kabul ve grup desteği sağlıyordu. Sonra insanlar yemeyi, barınmayı ve sosyal statüyü siktir ederek, salt birey sevgisinden ötürü evlenmeye başladılar. Çünkü bu kaynaklar evlilikten bağımsız olarak erişilebilir olmuştu. Bu dediğim Finkel'e göre, yanılmıyorsam 1920-1950 yıllarındaki Amerika için geçerliydi.
Daha sonra, işte Maslow'un gereksinimler hiyerarşisi adını verdiği üçgenin tepesinde yer edindi evlilik dediğimiz şey. İnsanlar, kendilerine olan saygıdan (self-esteem, özsaygı demek ama bana kalırsa burada "kendini beğenmişlik" kastediliyor) ötürü evlenmeye başladılar. "Her ne kadar Jim'i seviyor olsam da Greg ile birlikte olmalıyım. Çünkü o benim statümü, kendime olan güvenimi ve özdeğerimi yükseltiyor. Eh, şimdi ben de koluma Emma Watson'u takıp bir şehir turu atsam, götüm kalkar heralde.
Devam ediyor, Finkel, son olarak "İnsanlar artık kendi ideallerini gerçekleştirmek için evlenir." diyor. Gün geçtikçe bizi özümüze ve ideallerimize ulaştıran bir partner arar dururuz. Tabi, bu imkansızdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder