20 Nisan 2017 Perşembe

Fikirlerimin Son Demdeki Hali ve İnsan Arayışım



Birilerini arıyorum. Dediklerimi anlayabilecek birilerini arıyorum. Tam anlamıyla anlamasa bile merak duyacak birilerini arıyorum. Merak etmese bile karşı çıkışlar yapabilecek cesarette birilerini arıyorum.

Tanrı, net olarak yoktur. İnsanın kendisi aslında Tanrıydı, fakat açığa çıkartmayı baraşamadığı benliği derinlerde kaldı, içindeki gücü başka bir figüre yükledi. Tanrıyken bir başkasını da Tanrı gibi görmek durumundaydık. Birer Tanrı olarak gördüğümüz anne ve ardından baba gücü elinde bulundurarak, bunu ufak ufak kırılmalarla bizden aldı. En son noktada bu güç kişilerle bağlantısız bir hale geldi ve toplumun içinde kafamızdaki Tanrıyla başbaşa kaldık. Artık kimsenin inancını sorgulamıyoruz, kendimizinkini de sorgulattırmıyoruz. Süreç bitmiştir, artık ölüyüz.
 
Aşk, iki insanın yakınlaşması, hakkını vererek yaşaması bu dünyadaki en zor iştir. Çünkü benlik kayıptır. Benlik kaybolduğu için benliğin çok önemli bir temsilcisi olan bedenimize uzağız. Uzak olduğun bir bedenden zevk alamazsın. Alıyormuş gibi yaparsın. İşin içine sadistik öğeleri sokarsın. İşin içine "güç" karıştırmak zorunda kalırsın. Kafan rahat değildir, iç sesler, iç sorular, iç çaresizlikler bir türlü susmaz. Susması için söylediklerimi yapmak durumunda kalırsın. Sorunlu olduğun için, seçtiğin partner de sorunludur.

İnsan, hayat karşısında deliremediği için, yapa yalnız kalamadığı için, içindeki yoğun duygularla başa çıkamadığı için, cennetini kaybettiği için, dışarıdan sunulan hayatı yaşar. Kendi çocukluğunu yeniden var edebilmek için çocuk yapar. Sonra ilk paragrafta anlattığım sistem üzerinden çocuğunun Tanrısı olur ve bu güçle yine onu yabancılaştırır. Sonra o çocuk da aynı yoldan geçer. Bunlar hiç bitmez.
Bebekler ve çocuklar, özünde herşeye sahiptir. Bilmedikleri hiç bir şey yoktur. Hayata atılmaları için hiç bir sebep yoktur. Yaşamın anlamına hepimizden daha yakındırlar. Ama bizler onları tam aksi şekilde zannettiğimiz için, hayatı anlatırız. Tek yapılması gereken hayata dair bildiğimiz herşeyi unutup çocuğun karşısına geçmektir. Ona sorular sormaktır. İşinizi okulunuzu arkadaşlarınızı neyiniz varsa her şeyi bırakın ve çocuklara kulak verin.

Son olarak kadınlar üzerine bir kaç şey söyleyeyim. Nasıl Tanrı üzerinden dönen büyük bir yalan varsa, kadın üzerinden de dönen büyük bir yalan vardır. Kadın Tanrılaştırılmıştır. Kadının yarattığı etki, aşırı görkemli bir seviyeye çıkmıştır. Görüntünün yarattığı etki, benliğin gerçek seslerini katletmiştir. Kadın bu yüzden sadece görüntüsüne önem vermiştir. Bu yüzden görüntülere dayalı bir hayat yaşamaktayız. İstisna kadınlar her zaman olacaktır, ben genel "kadınlık" üzerine konuşuyorum.
Kadınların özünde "çocuk yapmak" ya da "çocuk bakmak" ya da "duygusal olmak", "duygusal hareket etmek" gibi bir dürtü falan yok. Hatta çoğu kadın aşırı derecede duygusuzdur. Bu duygusuz kadın öyle güzel maskelenmiştir ki, hayatımızı katleden şeyin annemiz olduğunu bilmeyiz. Çünkü bir annelik sorgulanmaz, çünkü annenin duygusallığı sorgulanmaz, onun haricinde herşey sorgulanır. Hayatınızı anneniz katletti, her kadının otomatik olarak ince, duygusal varlıklar olduğunu düşündünüz ama yine gidip duygusuz bir kadına kapılacaksınız. Çünkü bu yanlışı içselleştirdiniz, onun katliamını artık seksilik olarak algılıyorsunuz. Kadınlar konusunda çok daha acı ve hayati şeyler var ancak şimdilik bu kadarı yeterli.

Nietzsche'nin Erdemleri




"Kişi en çok erdemleri için cezalandırılır."

Öyle ya, büyük ve yüce insanlar, diğer insanlar tarafından sevilmezler. Kendini büyük hisseden birisi, diğer insanlar tarafından hor görülmeye mahkumdur. 

Peki sahip olmamız gereken bu büyüklük, yücelik ve güçlülük nedir?
Hemen söyleyeyim. Benim büyük insanım, herşeyden önce perhize giren insandır.
Bünyesini bütün dogmatik düşüncelerden arındırması için yapılan bu perhizi; artık özgür düşünen, hayatın trajedisinin ve acımasızlığının farkında olan ve bunu bile bile hayattan keyif alıp üzerinde dans etmesini bilen, tam anlamıyla kaderini kucaklayan insanın kararlı ve sert tutumu sürdürür.

Benim için hayat tümüyle irrasyoneldir. Belli bir bakış açısından bakıldığında dogmatik bir çok düşünce ölüm ve trajedi gibi bir çok kavramı ötekileştirirken, ahlaka dair kavramları yaşamlarımıza sokar ve onları rasyonalize eder. Nietzsche'nin Kant'ı dar kafalı olarak eleştirmesinin sebebi de budur.

Yaşamak, sert koşullarda olmalıdır. Trajedi, bu koşulların olmazsa olmazıdır. İnsanın yaşamı artık bilimin ölçüp biçtiği veya biçimsel ahlakın esir aldığı bir meseleyken, hissiyata dayalı bir varoluş meselesine dönüşür.

16 Nisan 2017 Pazar

İspatlanamaz Bir İnanç





Şayet bir gün birileri çıkıp da evrenin hangi nedenle var olduğunu keşfederse, evrenin birden bire yok olacağına veya yerini çok daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin alacağına dair bir şüphem var.

Başka bir şüphem ise bunun zaten gerçekleştiğidir.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Peygamber Hastalığı (Yeni Bir Kur'an Yorumu)




Temporal lob epilepsisi.
Birçok bilim adamına göre şaman hastalığıdır.
Ben buna peygamber hastalığı diyorum ve bu konuda paylaşacağım deneyimlerim ile bu benzetmenin yakından ilgisi var. Temporal epilepsi nöbetleri esnasında, beynin temporal lob bölgesindeki epileptik aktiviteler görsel ve işitsel halisünasyonlar görmenize sebep olur. Bilincinizi bir süreliğine kaybedersiniz. Dejavu ve jamais vu ilüzyonları gözlemlenebilir. Burnunuza olmayan kokular gelebilir, etrafınızdaki nesnelerin boyutlarını değişmiş şekilde görebilir ve olmayan sesleri işitebilirsiniz. Bu hastalığı bizzat yaşayan birisi olarak, nöbet esnasında deneyimlediğim şeyleri tarif etmenin imkansızlığını çok iyi biliyorum. O kısacık periyotta olup bitenler, sizi özel bir şeyler yaşadığınız düşüncesine iter. Çocukluk dönemlerimden yarım yamalak hatırladığım nöbetler daha korkunç. Kimi zaman bedenimin dışına çıktığımı ve kendime tepeden bakıyormuş gibi hissettiğimi hatırlarım. 

Eskiden Orta Asya'da bu hastalığa yakalanan kimseler muhakkak bir şamanın yanına çırak olarak verilirdi. Çocuklar, muhtemelen şamanlık eğitimi aldıktan sonra nöbetlerini kontrol etmeyi öğreniyordu. Şamanların trans halinin zirve noktasında kendilerinden geçmeleri gerçekten de epilepsi hastalarının nöbetlerine benzemektedir. Şamanlığın özel bir şey olmadığı, aslında bir hastalık olduğu bilinmesi gereken bir noktadır.

Peki, konumuzun Hz. Muhammed ile ne ilgisi var?

Geçenlerde yattığım yerden düşünürken, kendimi Hz. Muhammed'in zamanında buldum. O dönemdeki ortam şartlarını, olup bitenleri, sosyalliği gözden geçirdim. Birden aklıma Allah'ı ve Kur'an-ı daha önce hiç bakılmadığı bir şekilde yorumlamak geldi.

Şu yazıyı ve kaynak gösterdiği makaleyi okuyun:

Bir araştırmaya göre, Hz. Muhammed'e vahiy indirilen Hida Dağı'ndaki mağarada bir grup bilim adamının yaptığı incelemeler sonucunda mağarada epilepsi hastalarının nöbet geçirmesine neden olan elektriksel bir alan keşfedilmiş. Test amacıyla buraya bırakılan bir kaç epilepsi hastası sahiden de nöbet benzeri halusinatif deneyimler yaşamış.

Bence Hz. Muhammed epilepsi hastası, çok zeki bir filozof. Ateist ve aynı zamanda materyalist. Çevresine bakıyor ve insanların bir şeylere taptığını görüyor. Materyalizmi birden söyleyemez, çünkü anlayacak birileri yok etrafta. Bir yol buluyor; Allah diye isimlendirdiği şey aslında bildiğimiz Dünya. Evet bildiğimiz Gaia. Allah, tanımlanamaz bir varlık. Koydum bu tanımlanamaz varlığı işe yaramadı. Sonra "evren" dedim. Baktım Muhammed o kadar bilgili değil evren konusunda. Bu da olamaz dedim. Şimdi işte Dünya'yı iyi gözlemlediğini farkettim. Yerine koyunca oldu. Allah sözcüğü yerine Dünya sözcüğünü koyup bütün ayetleri baştan sona okuyun. Sonra da düşünün.

Şimdi çoğu müslüman Kur'an'ı okumadan onu kutsal sayıyor. Bu yüzden Kur'an'ı bir mucize saymaları onların subjektif bir görüşüdür. Muhammed ise hayatın kendisini görmüş ve tanımlamıştır. Yani Kur'an, içinde şifreler olan bir kitap değildir, birebir dünyayı anlatmaktadır. Kur'an'daki cennet ve cehennem tasvirlerine bakarsanız hep Dünya'dan örnekler mevcuttur. Dünya dışında bilmediğimiz bir boyuttan hiç örnek yoktur. Çünkü Muhammed iyi bir gözlemci ve bilgeydi.

9 Nisan 2017 Pazar

Zeki İnsanların Ahlakı




Psikopatların, devleti soyanların, rüşvet alanların önemli kısmının ortalama üstü zekaya sahip olduğunu orada burada okumaktayız. İnsan işine geldiği gibi davranan ve söyleyen bencil bir varlıktır. Bu yüzden zekiler için ahlak, işlerine geldiği zaman toplumsaldır.

Dolayısıyla, zekanın kurnazlık tabanında olan tarzı, etiği kendi çıkarı için kullanır. Ya da zeki insanların büyük bir kısmı etiği ancak biçimsel kalıplar bazında uygulayabilirler. Bunun da üstü, bütüncül düşünmeyi seven, giderek etikle paralel giden bir tavırdır. Ama boş bir etik / ahlak değil, bütünlüğün yararını gözeten bir anlayış olmalı.

Russel Gough, “Karakteriniz kaderinizdir” adlı kitabında şöyle diyor:

“Doğru ve iyi olanı bilmekle doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı, doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır.”

Yani zeki bir insanı alıp, onu ahlakça eğitmeden, sadece zihinsel olarak eğitmekle aslında topluma bir bela kazandırıyorsunuz. Ahlak, etik adına ne derseniz deyin, 'iyi' yi ve 'denge' yi baz almak zorunda. Yoksa kalıpları değil. Burada değişen şey 'iyi' nin kime göre olduğu. Düşük düzeylerde 'iyi', 'küçük ben'e göredir. Üst düzeylerde bütünlüğe veya 'büyük ben'e göredir. Yani olay 'bakış açısının genişliği' veya 'bütünlüğü hangi derecede algılayabildiği' ile ilgilidir kişinin. Bakış açısını genişletmek ve bütünlüğü algılamak da bir zeka işi olduğu için, sonuçta belli bir seviyenin üstündekiler otomatik olarak iyi veya ahlaklı olmak durumunda gözüküyor. 

Bir de şunu unutmayın, bir insan ancak kendi zeka seviyesine kadar olan insanların zekalarını net görebilir. Kimse kendinden zeki birinin ne kadar daha zeki olduğunu anlayamaz. Çünkü kimse kendi boyundan yüksek bir duvarın ötesini göremez. Bu yüzden herkese göre kendisi en zekidir neredeyse (öyle olmadığını görmesi dahi bu durumu çok sarsmaz, çünkü güvenebileceği tek zeka kendisidir). Tabii bir de şu var, zeki biri aptal taklidi yapabilir, ama aptal biri zeki taklidi yapamaz. Yapsa da zekiler pek yutmaz.

Eh, Robin Hood hırsızdır, kimilerine göre bir kahraman.
Kendi ellerimizle yarattığımız bir çelişkinin içine düştük sanırım.
Yoo, aslında zeki olduğu için hırsız değildir.
Zekiyse daha iyi hırsız olur.
Zekanın ahlakla ilişkisi "daha" kısmında var.

Encomium Moriae


İz sürme sanatında, büyücülerin pek sık kullandığı "Kontrollü delilik" diye bir kavram varmış. Onlar bu yöntemi günlük sorunların dünyasındaki herkes ve herşeyle başa çıkmak için kullanırlarmış. Denetlenen aldanma sanatı veya eyleme bütünüyle kendini veriyormuş gibi görünme sanatı. Öyle iyi yapacaksınız ki, kimse farkına varamayacak. Herşeyin ayrılmaz bir parçası olarak kalırken her şeyden ayrı olmanın inceden inceye düşünülmüş sanatsal bir yöntemi bu.

Don Juan, bütün insanların her an saçmaladığını fakat büyücülerin saçmaladıklarının farkında olduğunu söyler. Bence ömrün, deliliğin yarattığı bir hayalden ibaret olduğu düşüncesi de bununla bağdaşmaktadır.

"Akıl ne kadar can sıkıcı ve azap vericiyse; delilik o kadar hafif ve keyiflidir. Hayatın kaynağını teşkil eder. Devam eden her şeyde delilikten bir parça vardır. Her güçlük karşısında başvurulan delilikler olmasa ne evlilikler devam eder ne savaşlar kahramanlar çıkarır, ne yaşlılık çekilir, ne de aşklar ve dostluklar yaşanır. Tüm bu insancıl ilişkilerin devamında aklın zincirlerinden kurtulup deliliğin özgür atmosferinden çalmalar vardır. En akıllı insanın bile ara sıra başvurduğu delilikler olmasa yaşam çekilmez bir hal alır. Aklın avantajlarıyla kendilerine bir statü ve paye alan bilgeler bu durumlarıyla o kadar özdeşleşirler ki bir süre sonra hezeyan ve buhranlar içinde kendi hayatlarına kendileri son verirler. Onlar aklın temsilcileri olduklarından neşe ve mutluluk veren delilikten mahrum kalmışlardır. 

İnsanın mutluluğunun önündeki engel akıl mıdır? Doğada en yetkin olgunun akıl olduğunu, dünyanın geçirdiği müthiş gelişmelere ve kolaylıklara karşın ruhi bunalımların gitgide arttığını göz önünde bulundurursak bunun yabana atılır bir fikir olmadığını görürüz. aklın düşünceyle kirlendiği, kötü yola saptığı ve doğal dengeyi bozduğu söylenebilir. Mutsuzluğun, ruh sıkıntılarının başlıca nedeni insanın doğasından koparılmasıdır. Aklın hakimiyetine giren insan mekanik bir hal almıştır. Halbuki en mutlu varlıklar kendi doğal akışlarında yaşayan, akla ihtiyaç duymayan canlılardır. Örneğin Arılar hem bahtiyardır hem de insandan daha başarılıdır. Çünkü aklın kuşatıcılığı altında hırsa ve intikama dalmaz."

Deliliğe Övgü - Desiderius ERASMUS

6 Nisan 2017 Perşembe

Hoşgörü Dini

Bunu diyen, üçüncü sınıf bir sirk cambazıdır, inandığı dinin içeriğinden bihaberdir.
Değil İslam, hiç bir dinde merhamet yoktur, hoşgörü hiç yoktur. İnanmayan açar okur ve kendi gözleriyle görür.
Alayı tehdit, şantaj ve esaret üzerine kuruludur.
Cehennemle tehdit etmenin nesi hoşgörüdür?

Benim de anlayamadığım, dinden geldiği bilindiğinde insanların bu gibi durumları gönül rahatlığıyla kabullenebiliyor olması.
''Allah belanı versin'' Kur'an'da yazınca beddua değil, sen ben söyleyince beddua.
Ben çıkacam birine aptal, akılsız, hayvan, azgın, odun diyecem, o da üzerime yürüyecek.
''Ne oluyor lan!'' dediği vakit, şak diye red kit gibi çıkartacam Kur'an'ı; ''Aha buyur, ben değil senin Tanrın söylüyor bunları.''

Sonra oradan kafayı uzatacak ve diyecek ki: ''Ama o hakaret sayılmaz ki.''

Ateist Olma Nedenleri


Kendi adıma; seçimlerim konusunda ailem tarafından hep özgür bırakıldım. Küçük yaşta beynimi yıkamaya başlamadılar. Kur'an kursuna git diye ısrar etmediler, babam namaz kılmıyorum diye baskı uygulamadı, yatmadan önce bismillâhirrahmânirrahîm demezsen yatağına cinler doluşur, sağa sola çeker, üstüne çöker, nefesini keser gibi ürkütücü hikayeler dinlemedim.

Gerçekte böyledir. Birileri size Tanrıyı takdim etmeyene dek, gerekliliğini hissetmiyorsunuz zaten. İnsanın varsayılan hali Tanrı tanımazlıktır. Bu, ''tanımamak'' sözcüğünün tam manasındadır. Birileri beyninizi yıkamazsa böyle devam edersiniz.

Ben de hayatım boyunca ne namaz kıldım ne de dua ettim. Doğarken varsayılan halimle yaşamaya devam ettim. Eksikliğini de hissetmiyorum ve mutluyum. Pragmatistim aslında biraz; bir eylem sonuçlarında fayda sağlamıyorsa benim için gereksizdir. Bir Tanrıya inanmışım ne olur? Hayatımda ne değişir? Hiç birşey...

5 Nisan 2017 Çarşamba

Evren 6 Günde Yaratılmış




Şöyle bir gezegen olacak, %70'i su olacak, kayalar, volkanlar olacak, 6 günde bitecek, yaptım olacak...
Tabi tek Dünya ile bitmiyor bu, Güneş'i var, Mars'ı var, Venüs'ü var, Merkür'ü var. Gerçi Merkür kolay, ufacık birşey. Satürn biraz karışık, halkası vs. var.

Yok yok, bence de çeviri hatası vardır, gün değildir, evredir o. 6 günde olacak iş değil. Sadece Kim Kardashian 2 gün sürer, 1 gün de Emma Watson. Kalan 3 günü de dünyaya ayırsa, yetişmez. Bunun dizilimi var, bir sürü coğrafi bıdı bıdı, fizyolojik bilmem nesi var...

Dilencileri Yok Etmeli



Sokaklar dilenen insanlar ile dolu ama hangisinin gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu bilemiyoruz. Hangi dilenciye güvenebiliriz, hangisi sahtekar, köşede mendil açan adam bir ayağını pantolonunun içinde saklıyor mu? Bunların hiçbirini bilemiyoruz. Bu istenç de dilenmekten farklı değildir. Ben sahtekar dilencileri değil, dilenmenin kendisini lanetliyorum. Avuç açan iki el ve uzatan bir el arasında samimiyetsiz bir bağ buluyorum. Dilenmek, arzu eden kişi açısından küçültücü bir taleptir, boyun eğmedir. Bir insanın alçalabileceği en son zemin, ruhunun dibi, en derin çukur dilenciliktir. Bu davranış iyiliğin özünü de kirletir. 

Kapitalizm ve Mülkiyetçilik

 
Kapitalizmin temeli mülkiyetçiliktir. Kapitalizmden şikayetçi bir kimse mülkiyetinden asla şikayet etmez. Çünkü mülkiyetten bütünüyle vazgeçerek bu dünyada varlığını sürdüremez.
 
Adamakıllı iki kelimeyi bir araya getiremeyen Ağaoğlu'nun sahip olduğu servet acaba becerisinden mi yoksa kapitalizmin getirdiği gelir adaletsizliğinden mi kaynaklanıyor? İnsanları ev almak zorunda olduklarına inandırırsanız, onlara aklınızın alamayacağı kadar çok ev satabilirsiniz. Yeter ki insanları birşeyler satın almak zorunda hissettirin. parfüm, patates cipsi, diş fırçası... bunlar hayati önem taşıyan şeyler değildir. Ama seksi dudaklara sahip bir kadını televizyonda patates cipsi yerken gördüğünüzde veya müthiş kalçalara sahip bir hatunun axe kulanan adamın koltuk altını yaladığını gösteren türden reklamlardan birine denk geldiğinizde hemen markete koşarsınız.

Eğer birşeyler satın almazsak, elimizdeki paranın bir anlamı kalır mı? İşlerimizin bir anlamı kalır mı? Çalışarak ömrünün geri kalanını idare ettirmeye yetecek kadar para kazanıp hayatta kalabileceklerine inandırılmış milyarlarca insan.

''Eğer ne istediğini bilmiyorsan, kendini istemediğin bir sürü şeyi satın almış olarak bulursun.''

Kapitalizm bundan beslenir.
İnsanların içindeki satın alma arzusundan. İnsanlar köklü bir devrim başlatmadan bunun sonu gelmeyecek. İlk devrimi kendimizde başlatmamız gerekiyor.

4 Nisan 2017 Salı

Ölüm Kapıda




Benim aklımda hep, bir istisna olacağıma dair garip bir düşünce var. Kendi bilincimin asla yok olmayacağından emin gibiyim.

Eğer hayatınızın bir döneminde ciddi bir kaza geçirdiyseniz, şu duyguyu bilirsiniz: ''Tamam, bu kez öldüm. Bundan geri dönüş yok, herşey bitti.'' işte bu anlar, gerçekten sonsuz bir hayata sahip olamayacağınızı anladığınız anlardır. Bedenin yok olacağını ve herşeyin sona ereceğini farkedersiniz. Ama bilinç? Bütün insan hayatına bir saygı gereği onun ebediyen yaşaması gerekmez mi? Belki de bu saygısızlığı kendine yakıştıramayan insanlar, öteki dünyaları yarattı. ''Ben, bir deneyim, bir oluş veya bir realite olarak ebediyen yaşamalıyım. Çünkü bedene saygı, bunu gerektirir.''

Din İle Bilim




Dinler zaten çürümüştür, bunun için bilime ihtiyaç yok. Din konularındaki görüşler mantıktan esinlenen sezgilere değil, tümüyle duygusallığa dayalıdır. Çünkü karmaşık hesap yapmadan kanıta ulaşan şey akıl değil, sezgidir aslında;

"Hissediyorum, ödül 14 numaralı kutuda."

Aklın kavrayabildiği herşey, izah edilebilir. Mantıki önermelerden türetip de kendimi ikna edebildiğim her türlü şey için bir başkasını da ikna edememem için bir engel yok.

İnsanlar, kavrayamadıklarının farkında oldukları olaylarla karşılaştıklarında, sandığınız şekilde cahilliklerinin bilinci içinde çırpınmazlar. Gerçekte irrasyonel olan bir görüş veya karar için, kendilerine rasyonel gözüken nedenler uydurmaya başlarlar. Bu süreçte kanıtlar, rasyonel bir devinim için olası bir temel olarak kabul edilir.

Yani kanıt diye öne sürülen şey, aslında tek bir kemiğe bakarak, nesli tükenmiş bir hayvanın iskeletini zihinde canlandırmak gibi yeterince anlaşılmış bir parçayı ele alıp, ondan bütünün anlaşılacağına inanmaktır.

Kavuşamazsın, Aşk Olur




 Sevgili edinmek konusunda hiç bir gayretim yok. 
Kaderime küsmüş, umudumu yitirmiş ve yalnızlığımda boğulmak üzere olduğumu düşünebilirsiniz.
Ama sevgi, sadece bir ilaçtır kardeşlerim.
Ya da özel bir şeyi arzulamak gibidir, tek taraflıdır. Mesela ben dağda bayırda yürümeyi severim, Emma Watson'ı, Evan Rachel Wood'ı severim ama onlardan beni sevmelerini beklemem. Çünkü bu bendeki tutkudur.

Kadınlardan da size özel bir ilgi göstermesini beklemeyin. Büyük bir ihtimalle sizinle ilgilenmiyorlar. Belki de sandığınızdan çok farklı bir şeydir. Yaşamın anlamına kafayı takmaktasınız, bunu aşk sanmaktasınız. Sevgiyi kaybetmekten çok psikolojik bir çöküntü içersindesiniz. Unutmayın, insan yaşamına anlam katabildiği sürece mutlu olabilir. Karnın açken bir lokantanın önünden geçtiğinde burnuna gelen kokular senin için anlamlı olur. Ancak karnın tokken aynı lokantanın önünden geçtiğinde o koku seni rahatsız edebilir. İşte yaşam hissettiğin bu açlık ve tokluktan ibarettir. Kendini neyle doyurduğun önemli değildir.

Matematik Doğada Yoktur Diyenler

 
 
 
 Matematiğin olmadığı bir çağdasınız.
Topladığınız meyveleri mağaranızda paylaşacaksınız.
Herkesin önüne 1'er 1'er koymanız çoklu terim toplamıdır.
Parmaklarınıza bakarak, her bir parmak kadar meyve vermeniz oran-orantıdır.
Elinizde bir sürü mermer var, yol döşeyeceksiniz.
Minimum mermeri harcayarak yol döşeyeceksiniz, bunun tek bir yolu var.
Nasıl hesaplarsınız?
Deneme yanılma yoluyla mı?
Bu da bir integral problemidir.
Küçük bir alan alır, onu olabilecek en uygun şekilde doldurursunuz.
Daha sonra yapmanız gereken, bu işlemi diğer mini alanlarda tekrarlamaktır.
Peki matematik, deneme yanılmanın pratikleşmesinden başka birşey de biz mi bilmiyoruz?

Matematik doğada vardır.
Sadece nasıl tanımladığınız size bağlıdır.
İnsan olsun veya olmasın güneş'ten saniyede milyonlarca ton kütle kaybolacak veya bükülen bir uzaydan geçen ışık yine kırılacak.
Neye göre mi?
E = mc²
Yani bir matematik denklemine göre.
Keşif ile uydurmanın arasındaki ince farkı bilmek yeterli.

Felsefe ve Bilim İlişkisi




 Bilimi telaşla çalışan bir yetişkin gibi düşünün.
Felsefe de diz boyundaki bir velet.
Bacağına yapışmış, sürekli peşinde koşup aptalca sorular soruyor.
Çocuğu suçlayamaz, çünkü o da bir zamanlar çocuktu!