3 Ağustos 2012 Cuma






Tyler, dibe vurmanın yakınından bile geçmediğimi söylüyor.

Sadece para, mülk ve bilgiden vazgeçerek bir yere varamazmışım. Bu sadece, hafta sonu inzivasına yararmış. Kendimi geliştirmekten kaçmalı ve felakete doğru koşmalıymışım. Daha fazla emniyete alamazmışım.

Bu bir seminer değilmiş.
“Eğer dibe vurmadan cesaretini kaybedersen, gerçekten başarmış
olmayacaksın” diyor Tyler.
Sadece felaketten sonra yeniden dirilebilirmişiz.
“Ancak her şeyini kaybettikten sonra, gerçekten özgür olursun” diyor Tyler.

Hissettiğim prematüre bir aydınlanmaymış.
“Ve karıştırmaya devam et” diye de ekliyor.

Dibe vurmaya yakın bir yerde olup olmadığımı soruyorum.
“Şu anda olduğun noktadan, dibe vurmanın nasıl bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin” diyor Tyler.

“Markette yüzde yüz dönüştürülmüş tuvalet kağıdı var” diyor. “Dünyadaki en berbat iş kullanılmış tuvalet kağıtlarını dönüştürmek olsa gerek.”

Kül suyunun kutusunu, elimin üstündeki parlak ve ıslak öpücüğün bir inç üstünden elime doğru eğiyor.
“Bu kimyasal bir yanık” diyor Tyler, “şimdiye kadar hissettiğin tüm yanık
acılarından daha fazla canını yakacak.

Yüz tane sigaradan beter.”

Elimin üstündeki öpücük parlıyor.

“Bir yaran olacak” diyor Tyler.

“Yeterince sabun ile tüm dünyayı havayı uçurabilirsin. Şimdi verdiğin sözü hatırla” diyor Tyler.

Ve kül suyunu elime döküyor.

Tyler’ın salyası iki işe yaradı. Kül suyu elimi yakarken, elimin üstündeki ıslak öpücük elimi biraz olsun korudu. Bu ilk göreviydi. İkincisi ise, kül suyu sadece su ile
karıştığında yakıcı oluyordu. Ya da salya ile.

“Bu kimyasal bir yanık” diyordu Tyler, “ve şimdiye kadar hissettiğin tüm
yanıklardan daha çok acıyacak.”

“Şu andan önce olmuş olan her şey bir hikayeden ibaret” diyordu
Tyler, “bu andan sonra olacak olan her şey de hikaye olacak.”

Bu hayatımızın en önemli anı.

Tam olarak Tyler’ın öpücüğünün şeklini olan kül suyu, bir meşale, kızgın bir ütü veya benden çok uzakta hayal ettiğim bir yolun sonunda elimde eriyen atomik
bir yığın halini alıyordu. Tyler kendime gelip, onunla kalmamı söylüyordu. Elim,
yolun sonundaki ufuk çizgisinde veda ediyordu.

Yanan ateşi hayal edin ama şu anda ateş ufuk çizgisinin ötesinde. Gün batımı gibi.

“Acıya dön” diyor Tyler.

Bu, destek gruplarında kullanılan rehberli meditasyon gibi.
Acı kelimesini asla düşünme.
Rehberli meditasyon kansere faydalı olabiliyorsa, buna da olmalı.

“Eline bak” diyor Tyler.

Dağlamak veya ten veya yara veya kavrulmak kelimelerini düşünme.
Ağladığını duyma.

Rehberli meditasyon.

İrlanda’dasın. Gözlerini kapa.

Üniversiteden ayrıldıktan sonra ki yaz İrlanda’dasın ve hergün otobüsler dolusu İngiliz ve Amerikan turistin Blarney taşını öpmek için geldiği kalenin yanındaki pub’da içki içiyorsun.

“Buna son verme” diyor Tyler. “Sabun ve insanların kurban edilişi el ele.”

İnsan kalabalığı içinde pub’dan çıkar, henüz yağan yağmurdan ıslanmış sokaklardaki sessiz araba sıraları içinde yürürsün. Blarney taşının bulunduğu kaleye varana kadar gece olur.

Kaledeki yerler çürümüştür ve her adım atışta etraftaki karanlığın
derinleştiği taş merdivenleri tırmanırsın. Herkes tırmanışa ve bu küçük asilik hareketinin geleneğine karşı sessizdir.

“Beni dinle” diyor Tyler. “Aç gözlerini.
“Eski tarihte, insanlar bir nehrin yukarısındaki tepede kurban edilirlerdi.

Binlerce insan.

Dinle beni.

Kurban edilme işlemi yapılır ve kurban edilen cesetler
bir odun yığınının üstünde yakılırdı.

“Ağlayabilirsin” diyor Tyler, “Lavaboya koşup, elini suyun altına sokabilirsin ama öncelikle aptal olduğunu ve öleceğini bilmelisin.
Bana bak!

“Bir gün” diyor Tyler, “öleceksin, ve bunu belleyene kadar benim için beş
para etmezsin!”.

İrlanda’dasın.

“Ağlayabilirsin,” diyor Tyler “ama elinin üstüne düşecek her damla, elinde bir sigara yanığı yarası açacaktır.”

Rehberli meditasyon.
Üniversiteden ayrıldığın yaz İrlanda’dasın ve belki de burası ilk kez anarşi istediğin yer.

Tyler Durden’la tanışmadan yıllar önce, ilk kremalı tatlıya işemeden önce, küçük asilikler öğrenmiştin.

İrlanda’da.

Kaledeki merdivenlerin sonundaki platformun üstünde duruyorsun.

“Yanmayı nötralize etmek için, sirke kullanabilirsin,” diyor Tyler, “ama önce
vazgeçmen gerekiyor.”

Yüzlerce insan kurban edilip, yakıldıktan sonra, diye devam ediyor Tyler, kurban taşından aşağıya nehre beyaz kalın bir sıvı akar.

Öncelikle dibe vurmalısın.

İrlanda’da ki bir kalenin platformunda dipsiz bir karanlığın içinde durursun ve bir metre ötede, karşında kayadan bir duvar vardır.

“Yağmur” diyor Tyler, “yıllar boyu yanan kurban taşını yıkar ve her yıl
insanlar yakılır ve kurban taşından akan su, odunların küllerinin arasından sızarak, kül suyu solüsyonu oluşturur ve kül suyu, yanan kurbanların eriyen yağları ile
karıştığında, kurban taşının altından, nehre doğru kalın ve beyaz sabun akardı.”

Ve karanlıktaki isyankar tavırları ile etrafındaki İrlandalılar platformun ucuna yürüyüp, dipsiz karanlığın ucunda durup, işerler.

“Bu hayatının en önemli anı” diyor Tyler, “ve sen bunu kaçırıyorsun.”
İrlanda’dasın.

Sabunun suya karıştığı yerde, diyor Tyler, insanların öldürülmesinden
binlerce yıl sonra, insanlar elbiselerini o noktada yıkadıklarında, elbiselerinin daha
temiz olduğunu keşfettiler.

Blarney taşına işiyorum.

“Tanrım” diyor Tyler.
Üstünde, patronumun midesinin kaldırmadığı kan lekeleri olan siyah
pantolonuma işiyorum.

Paper sokağında kiralık bir evdesin.

“Bunun bir anlamı var,” diyor Tyler.

Uzayıp giden yolun sonunda sirke ve elindeki yanığın kokusu var.
Sinüslerinin kıvrımlı şeklini haşlayan kül suyunun kokusu ve hastanelerin kusturan çiş ve sirke kokusu var.

“Bütün o insanları kurban etmek doğruydu” diyor Tyler.

Elimin arkası, aynen Tyler’ın öpücüğünün şeklinde bir dudak gibi kırmızı ve parlak. Öpücüğün etrafında, ağlayan birinin gözyaşlarının açtığı sigara yanığı izleri var.

“Aç gözlerini” diyor Tyler ve yüzü yaşlardan dolayı parlıyor.

“Tebrikler,”
diyor Tyler. “Dibe vurmaya bir adım daha yaklaştın.”

“İlk sabunun kahramanlardan yapıldığını görmelisin” diyor Tyler.

Ürün testlerinde kullanılan hayvanları düşün. Uzaya yollanan maymunları düşün.

“Onların ölümü, hissettiği acılar, kurban edilmeleri olmasa,” diyor Tyler,
“elimizde hiçbir şey olmazdı.”


Dövüş Kulübü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder